kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.07.2009

Son Okuduğum Kitaplar





















Masumiyet Müzesi
Tek kelimeyle mükemmel! Bu adam İstanbul'u herkesten daha iyi biliyor!



Bilgelik Hikayeleri
Bilgelik, din, vs. konularında kısa kısa...



Diriliş
Ruslarla bizler arasında 100 yıllık bir fark var.



Vadideki Zambak
Bu 10 yılımda daha fazla keyif aldım.



Budala
Yazın Dostoyevski'ye bolca vakit var.



İçinizdeki öküze oha deyin!
Kişisel gelişime iyi geçirilmiş, "Hmmm," demek için!



Büyük Umutlar
Yazın boş vakitleri bu klasiklerle değerlendirmeli!



Gümüş Kurşun
Enron'un çöküşünü anlatan müthiş sürükleyici bir kitap. Tatil ya da izin dönemlerinde okunacak cinsten.



Dünyayı Değiştiren İş Modelinin Soluk Kesen Gerçek Öyküsü
Etkileyici ve ilham verici!



Olasılıksız
6 ay kenarda duran fakat okumam için 2 günüm alan harika bir roman!



Ama Hangi Atatürk
Atatürk'e diğerlerinden farklı bir bakış açısı



İhanet Çemberi
Ergenekon-PKK ilişkisi hakkında ilginç bir kitap!



AKP Gerçeği ve Laik Darbe Fiyaskosu
Osman Ulagay'ın, son 1 yıldaki olayları değerlendirdiği yeni kitabı.


12 Mart İhtilalin Pençesinde Demokrasi
Beraberinde gelen DVD ile birlikte yakın dönem tarihi hakkında kütüphanenizde olması gereken bir eser.



Cumhuriyetin Tarihi
Resmi söylemin dışında cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar geçen zamanı dönemin önemli kaynakları referans gösterilerek anlatan titiz bir çalışma. Özellikle son dönemlerdeki gelişmeleri doğru analiz edebilmek için eşşiz bir kaynak.



Ceo Olmanın Yolları
"AT&T'nin eski CEO'sunun Amerikan CEO'larına eleştirisel bakışı ve buradan yola çıkara ideal CEO profili, bir yerlerde elinize geçerse ve de boş vaktiniz varsa okunacak cinsten"



Karamazov Kardeşler
Son 1000 yılın en iyi romanı, şu tatil günleri bu eseri okumak için bulunmaz fırsat



Ankara'da Gölge Oyunları
Güncel olayların arkasındaki gerçeklere ışık tutuyor



Çankaya Nöbeti
Cumhurbaşkanlığının dünden bugüne gelişimi hakkında etkileyici bir kitap



Çankaya Gelenler Gidenler
Gazeteci C. Arcayürek'in perspektifinden







The World Is Flat
Son yıllardaki gelişmeleri anlamak isteyenlerin ve dünyanın neden gittikçe düzleştiğini anlatan harika bir kitap.

The Age of Turbulence
Maestro'dan günümüze kadarki ekonomik gelişmeler hakkında yorumlar ve gelecek tahminleri. Ekonomi öğrenmek isteyenlerin ders kitapları dışında başvuracakları ilk kitap.

12.22.2008

Başarı için ne gerekli?

Başarı için ne gerekli?

Facebook’ta bir arkadaşımın yandaki fotoğrafını görünce şöyle bir yorum yapmıştım:

“bu resimde insan vücudunun kusursuzluğunu görüyorum. iyi bir eğitim ve terbiyeyle hemen her şeyi yapılabileceğini gösteriyor. Bu tematik çalışmamla beraber seni de kutluyorum esatçım.”

Tabi, o da sağ olsun şöyle bir cevap yazmış:

“:) tesekkur ettim. gaza geldim... :P”

tek elYaklaşık 105 kilo birisi olarak benim için bu hareketi yapmak imkânsız gibi bir şey. Ama ben lisedeyken bu adamla hemen hemen aynı fiziksel özelliklere sahiptim. Fakat aradan geçen 10 yıldan sonra işler çok değişmiş…

Bence doğuştan gelen yetenek diye bir şey yok. Ufak tefek farklılıklar dışında hemen hemen her insan aynı donanımla doğuyor. Fakat hayatta farklı alanlarda uzmanlaşmamızı sağlayan tamamıyla çevresel faktörler ve bizim bu çevresel faktörler karşısındaki tepkimiz.

Neyse efendim resim hakkında bu yorumdan sonra beni bu yazıyı yazmaya yönelten asıl sebebe gelebiliriz. O da aşağıdaki video.

 

Charlie Rose, Big Picture sayesinde keşfettiğim önemli kaynaklardan bir tanesi. Bütün videolarını Google Reader’a düştükçe izlemeye çalışıyorum.

Bu videoda ise Tipping Point, Blink ve son olarak Outliers adlı kitapların yazarı olan Michael Gladwell’le yapılan bir söyleşi var. Yazarı daha önceden duymadıysam da görünümünden tipik bir New Yorker yazarı olduğu anlaşılıyor –arada sırada yazılarımda magazinsel öğeler bulundurmaya çalışıyorum.

Videoyu izlemeye devam ederken Kariyer Yolculuğu’nun şu blog yazısı aklıma geldi.  Bir de ben bunları bir yerden hatırlıyorum diyordum…

Video gerçekten çok etkileyici. Yarım saat sürmesine rağmen sıkılmadan ilgiyle izliyorsunuz.

İnanılmaz bir başarı ortaya koymak için –kitapta sanırım bu tür başarılara “outliner” deniyor- aslında yüksek I.Q.’ya ihtiyacınız yok.

Tamam, yeterli bir zekaya sahip olmalısınız –bu da sanırım 120 civarı- fakat işin önemli bir kısmı sıkı çalışma, inanç ve şans.

Videoda Bill Gates, ve Yahudi avukatlar için verilen örnekler gayet ilginç tespitler.

Fakat Asyalıların Matematik’te başarılı olmasının ardında yatan sebep konusunda ise Gladwell’in anlattığı teoriyi çok tutmadım doğrusu. Bence Amerika’daki Asyalıların matematik ve mühendislik gibi alanlarda başarılı olması, bunun ekonomik olarak bir üst sınıfa geçmek için uygun bir yol olması. Anne ve babaları işçi olan ikinci kuşak mühendis ve bilim adamı Amerika’daki Asyalıların çocuklarının gittikçe sanat, edebiyat, tarih gibi alanlarda uzmanlaşması bunun da önemli bir göstergesi.

Herhangi bir alanda başarılı olmak için 10 bin saat çalışma konusuysa verilen keyifli örnekler düşünülürse doğru bir tespit. Kendi kişisel gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki gerek iş hayatında  gerekse de akademik dünyada başarılı bulduğum insanların çoğu 10 yıl çizgisini geçmiş insanlar.

Bunun dışında videoda şu sözü çok tuttum: “Experience rich; theory poor!”. Maalesef hayatta çoğu insan çok zengin tecrübeler ediniyor fakat bu tecrübeleri organize edip, düzenli bir birikim haline dönüştürmeyi beceremiyor.

Neyse efendim, gecenin bu saatinde ilham verici bir şeylerle karşılaşmak son derece güzel oldu. Vakit bulunca videoyu izlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.

10.14.2008

Orhan Pamuk'un Frankfurt Kitap Fuari konusmasinin ardindan

Orhan Pamuk hakkında en son Nobel Edebiyat Ödülü alırken yaptığı konuşmaya istinaden bir yazı yazdım.


O yazının üzerinden hemen hemen 2 yıl geçti. O yazı site loglarında "Orhan Pamuk hangi kitabıyla Nobel ödülü aldı?" sorusuna cevap arayanlar tarafından tercih edilse de orada farklı şeyler anlatmaya çalışmıştım. Bu arada bu sorunun cevabını arayanlar içn "Nobel Edebiyat Ödülü" herhangi bir kitap üzerine verilmiyor. Yazarın kendisine veriliyor. O yüzden buradan da "Kitaplarıyla Nobel'i hak etmiyor; onunkisi sadece siyasi sebeplerden.." diyen dangalaklara da cevap vereyim istedim. Bir de bana içinde siyasetin olmadığı bir şey söyleyin? Birden fazla insanın karıştığı hiç bir durum siyaset dışında kalamaz; ama herkesin üzerinde anlaştığı siyasi durumlar olabilir.



O bu ödülü almadan önce de Yaşar Kemal bu ödüle en yakın Türk gibi duruyordu. Ben Orhan Pamuk'a göre Yaşar Kemal'i daha çok severim -hatta Facebook'taki profilimde en çok sevdiğim kitaplar listesi onun kitaplarıyla doludur- ama bu ödülü Orhan Pamuk aldı. Maalesef, Nobel koridorlarında gözlerden uzak odalarda da gizli pazarlıklar yapılıyor!


Yok, yok! Ben böyle şeyler ortaya atmayı beceremiyorum. Bir Ahmet Hakan ya da bir Ahmet Çakar değilim yani. Fakat o zamanlar da "Nobel'i bu adamlara verirseler kesin siyasi sebeplerden verirler. Baksana adamın Kürtler için dediklerine!" diyenler vardı. Yoksa, onun Nobel'i alamaması -şimdilik- Yaşar Kemal'in iyi bir Kürt siyaseti yapamadığına mı yormak lazım?


Neyse efendim, biz bu yazının başlığındaki konuya geri dönelim -bu arada şunu farkettim: yazılarımda ancak 3-4. paragrafta girebiliyorum-. Masumiyet Müzesi ile bu günlerde zaten çok konuşuluyor kendisini. Hatta geçen pazar Güneri Civaoğlu'nun -adam yaşlandıkça Jack Nicholson'a daha çok benziyor- bir pazar programında gördüm kendini. Bu arada Güneri Civaoğlu'nun kariyeri de ilginç bir yöne doğru gidiyor. Bir dönemler ana haber bülteninden sonra yaptığı haber yorumu programıyla tanırdık onu. Fakat Engin Ardıç kadar iyi ayar veremediğinden olsa gerek o program çok tutmadı. Şu aralar Milliyet'teki köşesinde bir şeyler karalasa da pek kimsenin ciddiye aldığı birisi değil. O da bunu anlamış olacak ki Pazar günü magazin tadıyla Şeffaf Oda'yla kendi halinde takılıyordu.


Yine de Orhan Pamuk'la yeni yayın dönemine sıkı bir giriş yaptı. Kaçıranların bu programı izlemelerini tavsiye ederim. Şimdi beceriksizler'den linkini koyardım ama gurbetçi kardeşlerimiz dizilerden başka bir şey "capture" etmiyorlar ki.


O programı izlerken Orhan Pamuk'un Türkiye'yi ve Türk insanı ne kadar iyi tanıdığını ve bunu nasıl da iyi bir şekilde bize aktardığını daha iyi kavradım. Özellikle son günlerin önemli konularındaki tespitleri çok da yerindeydi bence. Mesele Ergenekon'u, kadınların Türk toplumundaki yeri, son günlerde yükselen milliyetçiliği, Türk insanın kendi içine kapanışını çok iyi tahlil etti. Ha bunu yaparken iyi bir "uslubu" yokmuş... Ne fark eder? Hatta o söyleşide Frankfurt Fuarı'nda yapacağı konuşmadan da ipuçları vermişti. Yine birileri ayar alacaktı.


Yakında Youtube, Google Video, Soapbox vs. ortamlarına düşecek Frankfurt Fuarı konuşmasını ben çok beğendim. Söz verdiği ayarı da eksiksiz bir şekilde verdi. 301'den "yararlanan" yazarları, "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" psikolojisini, Batının bazı değerlerine "Türk kültürüne ters" deyip soğuk bakmanın nasıl bazen "demokrasi, eşitlik, kadın hakları" gibi kavramların yerleşmemesine neden olduğunu çok güzel bir şekilde anlattı. Hatta bunu yaparken tanıdığımız Orhan Pamuk gibi anlattı. Yine Babamın Bavulu'na benzer bir hikayeydi her şey. Bu da kitap olarak yayınlanırsa hiç şaşırmam. O derece yani.



Tabi bir yerde de Youtube yasağından bahsetti. Eserlerinde eski Türkiye'yi yazabilmek için Youtube'dan eski şarkıları ve filmleri izlediğinden söz etti. Tabi buradan da Youtube'u yasaklayan zihniyete de gönderme yapmayı unutmadı. Harbiden bu Youtube yasağı konusunda bir ülke bu kadar gündeme gelebilir! Normalde Youtube Blog'u yakından takip ediyorum. Eminim Nobel Ödüllü bir yazarın bu sözlerini atlamayacaklardır. "Rezil olduk, rezil!"


Orhan Pamuk'un ardından Abdullah Gül sazı eline aldı ama onun konuşması tipik bir siyasetçi konuşması olduğu için bir şeyler yazmaya değmez. Ama Orhan Pamuk'un onca tesbitlerine rağmen "yine de yazarların önündeki bazı engeller" kalktı sözlerini söylerken sırıtışını onun her zaman ki "gül"eç yüzüne mi yoksa pişkinliğe mi vereyim bilemedim.

8.10.2008

Alan Greenspan'i nasil bilirsiniz...

Bu blogu yakından takip edenler -tabi RSS yerine arada bir siteye gelmeyi tercih edenler- sağ taraftaki kitap tavsiyesini bilir.

Alan Greenspan'ın The Age of Turbulence kitabını geçen yıl piyasaya çıktıktan birkaç hafta sonra okumaya başladım.

Hayır, bu kitap "Bir kitap okudum, hayatım değişti" tarzında bir kitap olmadı benim için. Eğer hayatımı değiştirebilecek düzeyde bir ekonomi kitabı varsa o da şu aralar okuduğum Nassim Taleb'in The Black Swan adlı kitabıdır. Kitabın dili biraz ağır. Sonuçta yazarının hem istatistikçi, hem felsefeci hem de finansçı olduğunu düşünürseniz bütün bu üç alanda uzman birisini anlamanın ne kadar zor olduğunu anlarsınız.

Alan Greenspan'ın kitabı Türkçe'ye Türbülans Çağı adıyla çevrilmiş. Geçen gün bir arkadaşım bana kitabın okumaya değer olup olmadığını sordu. Ben de ona eğer ekonomi ve siyasetle ilgileniyorsan ve biraz da Alan Greenspan'ın önemli bir aktör olduğunu biliyorsan mutlaka okuman gereken bir kitap demiştim.

Türkçesi ingilizcesine göre biraz daha kolay ve hızlı okunabilir fakat "lost in translation" denen durum olduğu için ve biraz da çeviriyi yapanın olaya hakimiyetine bağlı olduğunuz için İngilizce'si kadar iyi olmayacaktır.

Alan Greenspan kitabı yayınladıktan sonra oluşan gelişmeleri içeren yeni bir baskı hazırlamış. Hatta bu baskı daha yayınlanmadan bazı bölümlerine Economist ulaşmış. Economist'e göre iyi bir libertaryan olan Greenspan, biraz daha devletin bu tür durumlarda müdahale etmesinin yararlı olabileceğini düşündüğüne dikkat çekmiş. Fakat bunun Fed aracılığıyla olmasını doğru bulmadığını söylemiş:

Mr Greenspan says a high-level panel of American financial officials should be given broad power to seize any financial institution whose failure threatens the entire economy, bail out its creditors and close it down. “We need laws that specify and limit the conditions for bail-outs” and do so transparently with taxpayers’ money, “rather than circuitously through the central bank, as was done during the blow-up of Bear Stearns,” he writes in “The Age of Turbulence”.

2.26.2008

Sonunda Alan Greenspan'in kitabini bitirebildim.

500 küsür sayfalık İngilizce bir kitabı bitirmek benim için epey bir zaman aldı. Sindire sindire okumaya çalıştığım için bir anlamda bu kadar zaman alması normaldi ama nihayet Alan Greenspan'ın The Age of Turbulence kitabını bitirebildim. Bugün "The Economist" diye arattığınızda karşınıza çıkacak olan birisi varsa o da Alan Greenspan'dır.

500 Küsür sayfalık kitabında hem 60 yıllık bir ekonomi deneyimini ve bu ekonomi deneyimiyle bu 60 yılın değerlendirilmesini okuyorsunuz. En sonunda da 2030 yılına kadar bu devin projeksiyonlarını öğreniyorsunuz.

Kitap hakkında daha fazla söze gerek duymuyorum. Bu kadarı bile okumaya başlamak için yeterlidir herhalde...

2.13.2008

Osman Ulagay'in yeni kitabi

Osman Ulagay Hoca, zaman zaman buraya ekonomi hakkındaki yazılarını taşıdığım önemli köşe yazarlarından birisi. Genellikle global piyasalar ve geleceğe yönelik değerlendirmelerde bulunsa da -bazen Goldman Sachs gibi kurumların spekülatif raporlarını da ciddiye aldığı oluyor- geçtiğimiz bir yılda yaşananlarla ilgili AKP Gerçeği ve Laik Darbe Fiyaskosu adlı bir kitap yazmış.
Kitabın çıktığını Orhan Karaca'nın şuradaki blog yazısından öğrendim ve Ulagay'ın kitabı hakkında Vatan gazetesindeki röportajını ben de okudum. "Ülkenin o kadar önemli sorunu varken, ekonomik kriz kapıdayken nereden çıktı türban?" gibi söylemleri doğru bulmuyorum. Bu tür siyasi hamlelerin, gerek yurtiçinde ve gerekse de yurtdışında Türkiye ekonomisi ile ilgili risk algılamasını doğrudan etkilediği için önemli olduğunu düşünüyorum.

1.10.2008

Demokrasi hakkında...

Uzun bir süredir Alan Greenspan'ın The Age of Turbulence kitabını okumaya çalışıyorum. Kitap hakkında ileride uzun bir posta yayınlayacağım ama (muhtemelen onu iyipara'ya koyarım) kitabın bir yerindeki alıntıyı yapmak istiyorum:



Sayfa 345:
Economic populism is presumed to be an extension of democracy to economics. It is not. Small-d democrats support a form of government in which the majority rules on all public issues, but never in contravention of the basic rights of individuals. In such societies, the rights of minorities are protected from the majority. We have chosen to grant to the majority the right to determine all public policy issues that do not infringe on individual rights.*



Democracy is a messy process, and it certainly is not always the most efficient form of government. Yet I agree with Winston Churchill's quip: "Democracy is the worst form of government except for all those other forms that have been tried from time to time." For better or worse, we have no choice but to assume that people acting freely will ultimately make the right decisions on how to govern themselves. If the
majority makes the wrong decisions, there will be adverse consequences—even, in the end, civil chaos.



Populism tied to individual rights is what most people call liberal Democracy. "Economic populism" as used by most economists, however, refers
implicitly to a democracy in which the "individual rights" qualifier is largely
missing. Unqualified democracy where 51 percent of the people can legally
do away with the rights of the remaining 49 percent, leads to tyranny+ The
term then becomes pejorative when applied to the likes of Peron, who to
most historians is largely responsible for Argentina's long economic decline
after World War II. Argentina is still laboring under that legacy.



The battle for capitalism is never won. Latin America demonstrates
this perhaps more clearly than any other region. Income concentration and
a landed gentry with roots in sixteenth-century Spanish and Portuguese
conquests still foster deep and festering resentments. Capitalism in Latin
America is still a struggle at best.



*We may require supermajorities to implement certain laws. For example, in the United
States, only a supermajority may override a presidential veto—but it was
majorities in the assemblies of the thirteen original states that ratified
the Constitution, choosing to be governed in that manner.



+Many of our Founding Fathers feared that American majority rule without the first ten amendments to the Constitution of the United States of America—our Bill of Rights—would be tyranny.