ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.04.2008

Warren Buffet gozuyle kredi krizi

Warren Buffet'ın Charlie Rose ile yapmış olduğu söyleşi kredi krizi sırasında kabul edilen 750 milyar dolarlık kurtarma planıyla ilgili çarpıcı açıklamalar içeriyor.


Warren Buffet şu aralar gerek Goldman Sachs'ın gerekse de GE'nin kurtarılmasında önemli roller üstlenmiş durumda. Kendisi bu günleri fırsat olarak değerlendiriyor (sanırım bir diğer yatırımcı da Recep Tayyip Erdoğan).


Yaklaşık 1 saat süren bu söyleşi her ne kadar uzunluğu nedeniyle gözünüzü korkutsa da bir çırpıda geçiyor. Özellikle Warren Buffet'ın Amerikan ekonomisi ve market hakkındaki görüşleri ve benzetmeleri gerçekten hoşuma gitti.


Özellikle söyleşinin sonlarına doğru Amerikan vergi sistemine yönelttiği eleştiriler ise daha da ilgimi çekti. Bu kadar zengin bir yatırımcının vergi oranlarındaki adaletsizlikten yakınması ve kendi aleyhine çözümleri önermesi benim kafamda soru işaretleri doğurdu.


 Ama yine de şu günlerdeki gelişmeleri yakından takip eden insanlar için mutlaka izlenmesi gereken bir video.




8.10.2008

Alan Greenspan'i nasil bilirsiniz...

Bu blogu yakından takip edenler -tabi RSS yerine arada bir siteye gelmeyi tercih edenler- sağ taraftaki kitap tavsiyesini bilir.

Alan Greenspan'ın The Age of Turbulence kitabını geçen yıl piyasaya çıktıktan birkaç hafta sonra okumaya başladım.

Hayır, bu kitap "Bir kitap okudum, hayatım değişti" tarzında bir kitap olmadı benim için. Eğer hayatımı değiştirebilecek düzeyde bir ekonomi kitabı varsa o da şu aralar okuduğum Nassim Taleb'in The Black Swan adlı kitabıdır. Kitabın dili biraz ağır. Sonuçta yazarının hem istatistikçi, hem felsefeci hem de finansçı olduğunu düşünürseniz bütün bu üç alanda uzman birisini anlamanın ne kadar zor olduğunu anlarsınız.

Alan Greenspan'ın kitabı Türkçe'ye Türbülans Çağı adıyla çevrilmiş. Geçen gün bir arkadaşım bana kitabın okumaya değer olup olmadığını sordu. Ben de ona eğer ekonomi ve siyasetle ilgileniyorsan ve biraz da Alan Greenspan'ın önemli bir aktör olduğunu biliyorsan mutlaka okuman gereken bir kitap demiştim.

Türkçesi ingilizcesine göre biraz daha kolay ve hızlı okunabilir fakat "lost in translation" denen durum olduğu için ve biraz da çeviriyi yapanın olaya hakimiyetine bağlı olduğunuz için İngilizce'si kadar iyi olmayacaktır.

Alan Greenspan kitabı yayınladıktan sonra oluşan gelişmeleri içeren yeni bir baskı hazırlamış. Hatta bu baskı daha yayınlanmadan bazı bölümlerine Economist ulaşmış. Economist'e göre iyi bir libertaryan olan Greenspan, biraz daha devletin bu tür durumlarda müdahale etmesinin yararlı olabileceğini düşündüğüne dikkat çekmiş. Fakat bunun Fed aracılığıyla olmasını doğru bulmadığını söylemiş:

Mr Greenspan says a high-level panel of American financial officials should be given broad power to seize any financial institution whose failure threatens the entire economy, bail out its creditors and close it down. “We need laws that specify and limit the conditions for bail-outs” and do so transparently with taxpayers’ money, “rather than circuitously through the central bank, as was done during the blow-up of Bear Stearns,” he writes in “The Age of Turbulence”.

2.26.2008

Sonunda Alan Greenspan'in kitabini bitirebildim.

500 küsür sayfalık İngilizce bir kitabı bitirmek benim için epey bir zaman aldı. Sindire sindire okumaya çalıştığım için bir anlamda bu kadar zaman alması normaldi ama nihayet Alan Greenspan'ın The Age of Turbulence kitabını bitirebildim. Bugün "The Economist" diye arattığınızda karşınıza çıkacak olan birisi varsa o da Alan Greenspan'dır.

500 Küsür sayfalık kitabında hem 60 yıllık bir ekonomi deneyimini ve bu ekonomi deneyimiyle bu 60 yılın değerlendirilmesini okuyorsunuz. En sonunda da 2030 yılına kadar bu devin projeksiyonlarını öğreniyorsunuz.

Kitap hakkında daha fazla söze gerek duymuyorum. Bu kadarı bile okumaya başlamak için yeterlidir herhalde...

1.10.2008

Demokrasi hakkında...

Uzun bir süredir Alan Greenspan'ın The Age of Turbulence kitabını okumaya çalışıyorum. Kitap hakkında ileride uzun bir posta yayınlayacağım ama (muhtemelen onu iyipara'ya koyarım) kitabın bir yerindeki alıntıyı yapmak istiyorum:



Sayfa 345:
Economic populism is presumed to be an extension of democracy to economics. It is not. Small-d democrats support a form of government in which the majority rules on all public issues, but never in contravention of the basic rights of individuals. In such societies, the rights of minorities are protected from the majority. We have chosen to grant to the majority the right to determine all public policy issues that do not infringe on individual rights.*



Democracy is a messy process, and it certainly is not always the most efficient form of government. Yet I agree with Winston Churchill's quip: "Democracy is the worst form of government except for all those other forms that have been tried from time to time." For better or worse, we have no choice but to assume that people acting freely will ultimately make the right decisions on how to govern themselves. If the
majority makes the wrong decisions, there will be adverse consequences—even, in the end, civil chaos.



Populism tied to individual rights is what most people call liberal Democracy. "Economic populism" as used by most economists, however, refers
implicitly to a democracy in which the "individual rights" qualifier is largely
missing. Unqualified democracy where 51 percent of the people can legally
do away with the rights of the remaining 49 percent, leads to tyranny+ The
term then becomes pejorative when applied to the likes of Peron, who to
most historians is largely responsible for Argentina's long economic decline
after World War II. Argentina is still laboring under that legacy.



The battle for capitalism is never won. Latin America demonstrates
this perhaps more clearly than any other region. Income concentration and
a landed gentry with roots in sixteenth-century Spanish and Portuguese
conquests still foster deep and festering resentments. Capitalism in Latin
America is still a struggle at best.



*We may require supermajorities to implement certain laws. For example, in the United
States, only a supermajority may override a presidential veto—but it was
majorities in the assemblies of the thirteen original states that ratified
the Constitution, choosing to be governed in that manner.



+Many of our Founding Fathers feared that American majority rule without the first ten amendments to the Constitution of the United States of America—our Bill of Rights—would be tyranny.

12.12.2006

Cep telefonları kanser yapar mı?

Danimarka'da yaşayan herkes üzerinde bir araştırma yapılmış ve bu araştırmanın sonuçlarının InformationWeek'te yapılan değerlendirmelerine göre bilimadamları, cep telefonu kullanımı ile kanser riski arasında doğrudan bir ilişki olmadığını ortaya çıkarmış.


Bu zamana kadar cep telefonunun kullanımı konusunda yapılan en geniş kapsamlı bu araştırma, "cep telefonları kanser yapıyor" diye bu tür teknolojik gelişmeleri kötüleyen insanlara bir cevap olması açısından önemli. Araştırma 1982 ve 1995 yıllarından beri cep telefonu kullanan insanları da kapsadığından dolayı "cep telefonunun kanser yapma etkileri uzun sürede ortaya çıkar" tezlerini de çürütüyor. Bir de araştırmada incelenen cep telefonu kullanıcılarının sayısının 400 bini geçmesi (357,553 erkek, 62,542 kadın, Danimarka'da yukarıda verilen yıllarda cep telefonu kullananların tümü) sonuçlarının genel geçerliliğini kanıtlayan önemli bir veri. Ha unutmadan bir de bu 400 bin kişinin kansere olan yakınlığı tüm Danimarka nüfusunun kansere olan yakınlığı ile de karşılaştırılmış (5,5 milyon).


Dolayısıyla bu haberi okumak cep telefonu kullanırken tedirgin olan birisi olarak beni çok rahatlattı. Gerçi hemen hemen etrafımızdaki çoğu nesne (güneş, toprak, bina) radyasyon yayıyordu fakat cep telefonları onlara göre çok daha fazla radyasyon yayıyor. Fakat görünen o ki cep telefonlarından çıkan bu radyasyonlar insanın DNA'sına etki edecek güçte değil.


İşin geyik kısmı ise makalenin son kısmında bilimadamının cep telefonunun hiç zararı olup olmadığı konusundaki soruya cevaben "evet var, araba kullanırken cep telefonu kullanmak dikkati dağıtabileceğinden kaza yapma riskini artırır" şeklinde cevap vermesi. Doğru ama herhalde bizi tekrar Türk Telekom'a mahkum etmek isteyenler için yeterli değil!

Jack Welch'ten 9 ÖĞÜT

General Electric'in efsanevi CEO'su Jack Welch'i tanımayan yoktur herhalde. Yani en azından az çok endüstriyle ilgilenen dünyadaki şirketlerin gelişimine meraklı insanlar arasında... CNBC-E Business dergisi Aralık sayısında Jack'in 9 öğütüne yer verilmiş. Burada da bir kopyası olsun istedim.


1) YÖNETİCİ DEĞİL LİDER OLUN: Yöneticiler kafa karıştırır, liderler ise ilham verir. Lider kişi, diğerlerini işlerin nasıl daha iyi yapılabileceğine ilişkin açık bir vizyonla teşvik edebilen kişidir.


2) VİZYONUNUZU AÇIKÇA İFADE EDİN: İyi bir lider, çalışanlarına ne yapacaklarını adım adım gösteren bir el kitabı vermek yerine, yeni fikirlerler onlara yaratıcılık aşılar. Gerçek liderliğin temelinde üstün bir vizyon ve insanları yüksek performans göstermeye teşvik edebilme becerisi vardır.


3) AÇIK VE YALIN OLUN: Açık ve yalın mesajlar hedefe daha hızlı ulaşır, sade tasarımlar pazarda daha hızlı yayılır.


4) GERÇEKLERLE YÜZLEŞİN: Liderlerin yaptıkları hataların çoğu gerçeklerle yüzleşmeye istekli olmamalarından kaynaklanır. Gerçeklerle yüzleşmek genelde hoşa gitmeyen şeyleri söylemek ve yapmak olarak algılanır ama işlerin iyiye gitmesinin tek yolu da budur.


5) DEĞİŞİMİ FIRSAT OLARAK GÖRÜN: Değişim, iş dünyasının en büyük gerçeklerinden biridir. Değişime açık olmak, şirketin bir bölümünde belli bir süre için tam bir karmaşa yaratsa da, güçlü olmak için gereklidir.


6) YENİ FİKİRLERE AÇIK OLUN: Yeni fikirler işletmelerin ihtiyaç duyduğu taze kandır. Bir yerlerde birilerinin mutlaka daha iyi bir fikri vardır. O kişiye ulaşmalı, fikrini öğrenmeli ve hızla eyleme geçirmelisiniz.


7) DEĞERLERE ÖNCELİK VERİN: Rakamlara fazla takılmayın. Rakamlar vizyon değil, nihai ürünlerir. Öncelikle ekip yaratmaya, fikirleri paylaşmaya ve insanlara heyecan aşılamaya odaklanın.


8) İŞ SÜREÇLERİNE HERKESİ DAHİL EDİN: Girişimciliğin anahtarı herkesin zekasından yararlanabilmektir.


9) KÜÇÜK ŞİRKETLER GİBİ DAVRANIN: Küçük şirketler muazzam bir rekabet avantajına sahiptir, çünkü tutkuludurlar ve bürokrasiyle vakit kaybetmezler. Büyük hayaller kurar ve çıtayı yüksek tutarlar.

Felix Dennis'ten Zirve Yolu Haritası

Felix Dennis'i tanımayan yoktur herhalde.. Tamam, tamam Jack Welch kadar ünlü olmayabilir fakat yine de ilginç bir yaşam öyküsü var. CNBC-E Business dergisi aralık sayısında onun da yaşam öyküsüne yer vermiş. İsteyenler benim gibi Felix Dennis hakkında daha fazla şeyi oradan öğrenebilir.

Bana ilginç gelen ise "Nasıl Zengin Olunur" kitabının da yazarı olan bu adamın zirve yolu haritası adı altındaki tavsiyeleri.. Buralarda olması işe yarayabilir.


  • Takım ruhu kaybedenlere göredir. Kaybedenleri birbirine kenetler. Bu, işverenlerin faydalı elemanlarını çok para ödemeden masalarına zincirlemek için uyguladıkları bir yöntemdir.
  • Uçuyorsa, yüzüyorsa ya da cinsel ilişkiye giriyorsa kiralayın. Uzun vadede çok daha ucuza gelir.
  • Bugünkü bildiklerimle yeniden yaşasaydım, mümkün olduğu kadar çabuk, 35 yaşıma gelinceye dek rakat yaşamaya yetecek kadar 30 - 40 milyon avro para kazanmaya adardım kendimi. O yaşa geldiğimde derhal her şeyi paraya çevirip emekli olurdum, şiir yazar, ağaç dikerdim.
  • Zaman zaman kamuoyunda başarısız olmaya razı değilseniz, zengin olma şansınız çok az.
  • Özgün olan her zaman en iyi olan değildir. Eğer zengin olmak istiyoorsanız, rakiplerinizi yakından gözleyin ve başarılı bir stratejiyi taklit etmekten utanmayın. Bunu yaptığınız için belki sizi alaya alırlar ama buna değer.
  • Zengin olma maceranızı bir oyun gibi görmezseniz asla zengin olamazsınız.
  • Üst düzey yöneticilerin e-postada saçma sapan haberlerde oyalanarak vakit kaybetlmelerine deli oluyorum.
  • Bordronuzu en dar sayıda tutun. Büro giderlerini iki ayaklılar kabartır.
  • Büyük düşünün, küçük hareket edin.
  • İş yemeğinizin parasını karşınızdaki ödemeyi teklif ediyorsa asla ısrar etmeyin. Gösteriş yapmayı başka zamana bırakın.
  • Resepsiyonda taze çiçek bulundurmak, 150 bin avroluk lüks İtalyan mobilyalarından daha iyi etki yaratır.
  • Zenginler mutlu değildir. Birçok zengin tanıdım ama henüz gerçekten mutlu ve zengin bir adam ya da kadına rastlamadım. Serveti paylaşmak için gelen talepler o kadar can sıkıcı ve o kadar ısrarlı oluyor ki zenginler neredeyse daima kendilerini tecrit etmeye karar veriyorlar.

11.06.2006

İzmir İktisat Kongresi'nden Duyulmamış Maddeler

Geçenlerde Yakup, Atatürk’le ilgili okuduğu Şevket Süreyya Aydemir’in Tek Adam adlı kitabının 3. Cildinden birkaç sayfayı benimle paylaştı. Valla İzmir İktisat Kongresi’nde alınan bu kararları daha önce hiçbir yerde duymamıştım. Bazı maddeler hakikaten günümüzde çok garip karşılanacak cinsten. Kaldı ki yazarın kendisi de bu duruma temaşe ediyor. Üşenmeyip buraya da yazdım. Doğruluğunu merak edenler aynı kitabın 346-347 (1985, 8.Basım, Remzi Kitabevi) sayfalarına bakabilirler.


...Misak-i Milli gibi, bir de Misak-i İktisadi kabul edildi. Bu Misak-ı İktisadi, bir iş ve inşa siyasetinin ana hatları olmaktan ziyade, devrin havasına uyan bazı saf heyecan belirtilerinden ve temennilerinden ibaret kaldı. Mesela madde 6’dan şu satırları alalım:


“Hırsızlık, yalancılık, riya (iki yüzlülük) ve tembellik en büyük düşmanımızdır. Taassuptan uzak dindarane bir salabet (dini inanca dayanan bir ahlak sağlamlığı) her şeyde esasımızdır.


Türkler irfan ve marifet aşığıdır. Maarife verdiği kutsiyet dolayısıyla, Mevlüd-u Şerif (Peygamberin doğum günü), kandil gününü, aynı zamanda bir kitap günü olarak kutlarlar.


Türk açık alınla serbestçe çalışmayı sever.


Türkler, hangi sınıf ve mesleklerde olurlarsa olsunlar candan sevişirler.


Türk kadını ve hocası, çocuklarını iktisadi misaka göre yetiştirir.”


Yine aynı kitabın dipnot kısmındaki satırlara ilan verelim:


Kongrenin beyannamesini teşkil eden İktisadi Misak’ın 6. Maddesini vermiştik. Daha bazı maddeler verelim:


Madde 1 – Türkiye, milli hudutları içinde lekesiz bir istiklal ile, dünyanın sulh ve terakki unsurlarından biridir.


Madde 2 – Türkiye halkı milli hakimiyetini kanı ve canı bahasına elde ettiğinden bunu hiçbir şeye feda etmez. Meclis ve hükümetine zahirdir.


Madde 3 – Türkiye halkı tahribat yapmaz. İmar eder. Bütn mesai, iktisaden memleketi yükseltmek gayesine matuftur.


Madde 4 – Türkiye halkı sarfettiği eşyayı mümkün olduğu kadar kendisi yetiştirir. Çok çalışır. Vakitte, servette ve ithalatta israftan kaçar. Milli istihsali temin için icabında geceli gündüzlü çalışır.


Madde 5 – Türkiye halkı ormanlarını evladı gibi sever. Madenlerini kendi milli isthisali için işletir.


Madde 9 – Türk, ecnebi sermayesine aleyhtar değildir.


Madde 10 – Türkler candan sevişirler.


7. Madde, dini günlerin kitap günü olacağı, 8. Madde, güneşi, temizliği, avcılığı sevmek hakkındadır.

8.17.2006

Finansbank Kredi Kartı Kullanıcılarını Çok Seviyor

Amerika'da internet erişimi hizmeti sunan AOL (American Online) 'nın kullanıcıları, üyeliklerini telefonla iptal ettirmek istediklerinde, müşteri temsilcilerinin lafı mümkün olduğunca uzatarak müşterilerini yıldırıp vazgeçirdikleri Amerikan halkı için bilinen bir gerçektir: http://youtube.com/watch?v=xIVZ9b0RgmY


Böyle şeyler sadece Amerika'da mı olur diyorsunuz? Gelin bir de ülkemizdeki duruma bakın.


Bir yandan basın ve tv kuruluşlarımız, sendikalarımız, sivil toplum kuruluşlarımız bilinçsiz kredi kartı kullanımı ile ilgili vatandaşlarımızı uyaradursun; bu baskılardan hükümet kredi kartı kullanımı azaltmak için yeni kanunlar çıkaradursun, bir yandan da bankalarımız hala daha kredi kartı kullandırmak için müşterilerine cazip teklifler sunmaya devam ediyor.


Burada da bizzat şahit olduğum bir olaydan bahsedeceğim. Kahramanlarımız kredi kartlarının sahibi babam, onu kredi kartları konusunda bilinçlendirmeye çalışan oğlu yani ben ve bir de bir kaç Finansbank müşteri temsilcisi...


Efendim olaylar bundan bir bir buçuk yıl önce, babanın kredi kartının son kullanma tarihi yaklaşınca başlıyor... Birgün Finansbank'tan bir müşteri temsilcisi hanımımız arar, babaya bu durumu hatırlatır ve en yakın zamanda yeni kartının gönderileceğini söyler. Hatta bu hanımın babaya hoş bir sürprizi de vardır. Artık kendisi bir GOLD kart sahibidir, harcasın, harcasın daha çok harcasın, harcadıkça daha çok kazansın(!) diye.. "Eski kredi kartı ne olacak?" diye sorar baba. Cevap çok basittir: "Son kullanma tarihi geçince kapatılacak hiçbir yerde geçerli olmayacak". Çok güzel..


Çok geçmeden yeni altın sarısı kartlar gelir, harcamalar devam eder. Ve aradan birkaç ay daha geçer, ama o da ne?. Eski CLASSIC diye tabir edilen kartların yenileri de gelir. Hem de son kullanma tarihi birkaç sene daha uzatılarak.. Herhalde bir yanlışlık oldu denilir ve olayın üzerinde durulmaz. Fakat birkaç ay sonra bankanın hiç kullanılmayan klasik kartlarına içinde sadece yıllık kullanım aidatı olan "çok cüzi" miktarda bir ekstre gelir. Herhalde bu geçtiğimiz sene için der baba ve ekstreyi öder. Bu arada bu klasik kartlar da yastık altında saklanmaktadır.


Aradan bir yıl geçer ve geçen ay yine bir ekstre gelir. Tahmin ettiniz değil mi? Yabancı sermaye deyip yunanlılara sattığımız bankamızdan karta dair yıllık ücret talep edilmektedir. Yine miktar cüzi olup 25 YTL kadardır. Tabi, hiç kullanmadığı kart için yıllık ücret gelince "okumuş çocuktur anlar" deyip durum oğula açılır. Oğul da zaten kredi kartını kullanmadığından bankayı arayıp kredi kartlarını iptal ettirmesinin iyi olacağını tavsiye eder. Banka aranır ve telefondaki "hanıma" durum izah edilir. "Ama," der hanımkızımız, "Önce bu ekstreyi ödemelisiniz, ondan sonra tekrar arayın kartınızı iptal edelim". "Nasıl olur?" der baba ve de "Bu geçtiğimiz yıl için alınan bir ücret beyefendi" der yine bu "hanımkızımız". "Peki" der baba ve ertesi gün oğluna parayı yatırmasını söyler. Oğul da teknolojiyi kullanıyor ya girer bankanın internet sitesine parayı yatırır ve nasıl olsa iptal olacak bari bu puanları Gold karta aktarayım" der. 300 puan da puandır sonuçta. Neyse ertesi gün akşamı tekrar aranır banka. Bu sefer karşı tarafta sektöre MT olarak ama büyük hayalleri olan, kariyer basamaklarını tek tek çıkmayı planlayan bir delikanlı vardır: "Beyefendi, başvuru kaydınızı aldım, yarın gün içinde size döneceğiz" der ve kapatır.


Aradan bir hafta kadar geçer. "Yahu baba, ne oldu kredi kartı işi, aradılar mı seni?" diye olayı soran oğula baba "Bak gördün mü yarın ararız dediler, hala aramadılar" diye cevap verir. Oğul bu cin gibidir. Üniversitede okumaktadır, az çok stajlarda, derslerde falan öğrenmiştir bu alemi... rekabet çok büyük boyuttadır... Bankalar kıyasıya mücadele ediyordur vatandaşlarımıza daha fazla harcatmak için, harcatırken kazan(dır)mak için...


Oğlunun telkinleri sonuç verir, "Şey ben kredi kartımı iptal ettirmek için rahatsız etmiştim, durumunu soracaktım" diye halini arzı endam etmeye çalışan babaya etkili ve inandırıcı konuşma konusunda onlarca seminere katılmış, kişisel gelişiminin zirvesinde bir insandan geldiği anlaşılan tok bir ses yanıt verir:.


"Beyefendi, bu işler bir hafta 10 gün sürer, Merak etmeyin, bu hafaiçinde biz size döneceğiz."


"Peki" der baba "İyi akşamlar efendim" der ve kapatır. Emekliliği için gün sayan, yıllarını işçi olarak tüketmiş babadan başka ne beklenir ki? Devlet kapısında el pençe durmayı ilk kural bellemiş, asıl sahibi olduğu kurumlarda bile el üstünde tutulacak yerde o kurumları, şirketleri yöneten kişilere karşı mahçup, saygıda kusur etmemiş bir vatandaştır kendisi en nihayetinde... Bu ülkede işçi, köylü, vatandaş, devlete ve onun temsilcilerine karşı hep korkarak yaklaşmıştır. Özel sektör aldı başını gidiyor gitmesine de vatandaş hala daha olayı anlayamamış, bir kaç on yıl geride kalmıştır, özel sektör de olsa tok sese sahip insanlara karşı nasıl davranılması gerektiğini iyi bilir vatandaş.


-Nasıl konuştun öyle ya baba? Sen müşterisin, müşteri ne demek? Müşteri her şeyden üstündür. Hangi devirde yaşıyoruz, biraz daha sert olup hakkını arasana!" diye kendini yer oğul. CRMden, müşteri memnuniyetinden, müşteri odaklılıktan hiç mi haberi yoktur şu babanın? "Ah, der şimdi ben olacaktım o telefonda", ama eli ekmek tutmaya başlamamıştır daha, okumaktadır bir üniversitede...


Aradan birkaç hafta daha geçer ve babayla oğulun beraber oturduğu bir zamanda babanın aklına durum gelir:


-"Bugün beni Finansbank'tan aradılar oğlum!"

-"Söyle bana iptal ettirdin di mi kartı?"

-"Dur bir dakika ya, bak şimdi adam dedi ki..."

-"Ya baba inanmıyorum ya, ne dedi? ne?"

-"Dedi ki.. Hani bizim ödediğimiz yıllık var ya o önümüzdeki sene içinmiş...

"Madem ödemişsiniz beyefendi, niye iptal ediyorsunuz ki.. Hem türlü türlü şey olabilir bu hayatta. Gold kartınızın "chip"i bozulabilir, yanınızda bir tane yedek bulunsun, lazım olur" dedi bana... ...


Ulan bu memlekette kredi kartı olan bir insan sanki sadece bir tane taşıyor ya? Biri bozuldu mu -ki kredi kartı nasıl bozulur?- öteki bankanınki ile alırsın. Olur mu???? İşlem öbür bankaya yazılır. Kar ona gider. O kullandırmış olur krediyi... Yok yok, yedeğini de göndermek şart oldu bu memlekette vatandaşa.. Baksana bu kadar kullanıma iyi dayanıyor şu melet...


-Sen de bunu yedin he?" der oğul iyice sinirlenmiştir artık.


-Yer miyim oğlum? Adam 50 milyonluk puan koydu karta. 50 milyon. İlk harcamada kullanabilecekmişim.


-Tamam ya, baba, bırak ya tamam sus, daha fazla dinlemek istemiyorum. Hadi sen işe gitsene ya.. Bak geç kalıyorsun...


50 milyonmuş, chipi bozulurmuş... Ne ala memleket ya.. Ondan sonra bu memleket niye kalkınmıyor? Biz de bu tür yaklaşım olduktan sonra... Ah baba eğitim eğitim diyorsun okumuş adamın sözünü de dinlemiyorsun ki... Böyle açılımlara kulak ver. CRM ağladı be..


Evet dostlar, biz burada istediğimiz kadar atalım tutalım, dolar kuru şöyle, cari açık çok böyle diye... bu kadar reel faizle bu borç yükü kalkmaz diye... dış piyasalarmış, sıcak paraymış, ülkemiz üzerinde kötü emelleri olan dış mihraplarmış, hepsi hikaye... Kafalar değişecek önce kafalar.. Hala anlamadınız mı? Sorun biz de... biz de.. Benim işçim değişecek, benim köylüm değişecek, benim gencim değişecek, benim bankacım değişecek, benim bankam değişecek... Yani hepimiz, vatandaş değişecek..


Yoksa NE OLACAK BU MEMLEKETİN HALİ?


NOT: Be yazıyı ANET'in haber gruplarında ekonomi grubuna atmıştım. Buralarda da bir kopyasının olmasını uygun gördüm.