10.14.2008

Orhan Pamuk'un Frankfurt Kitap Fuari konusmasinin ardindan

Orhan Pamuk hakkında en son Nobel Edebiyat Ödülü alırken yaptığı konuşmaya istinaden bir yazı yazdım.


O yazının üzerinden hemen hemen 2 yıl geçti. O yazı site loglarında "Orhan Pamuk hangi kitabıyla Nobel ödülü aldı?" sorusuna cevap arayanlar tarafından tercih edilse de orada farklı şeyler anlatmaya çalışmıştım. Bu arada bu sorunun cevabını arayanlar içn "Nobel Edebiyat Ödülü" herhangi bir kitap üzerine verilmiyor. Yazarın kendisine veriliyor. O yüzden buradan da "Kitaplarıyla Nobel'i hak etmiyor; onunkisi sadece siyasi sebeplerden.." diyen dangalaklara da cevap vereyim istedim. Bir de bana içinde siyasetin olmadığı bir şey söyleyin? Birden fazla insanın karıştığı hiç bir durum siyaset dışında kalamaz; ama herkesin üzerinde anlaştığı siyasi durumlar olabilir.



O bu ödülü almadan önce de Yaşar Kemal bu ödüle en yakın Türk gibi duruyordu. Ben Orhan Pamuk'a göre Yaşar Kemal'i daha çok severim -hatta Facebook'taki profilimde en çok sevdiğim kitaplar listesi onun kitaplarıyla doludur- ama bu ödülü Orhan Pamuk aldı. Maalesef, Nobel koridorlarında gözlerden uzak odalarda da gizli pazarlıklar yapılıyor!


Yok, yok! Ben böyle şeyler ortaya atmayı beceremiyorum. Bir Ahmet Hakan ya da bir Ahmet Çakar değilim yani. Fakat o zamanlar da "Nobel'i bu adamlara verirseler kesin siyasi sebeplerden verirler. Baksana adamın Kürtler için dediklerine!" diyenler vardı. Yoksa, onun Nobel'i alamaması -şimdilik- Yaşar Kemal'in iyi bir Kürt siyaseti yapamadığına mı yormak lazım?


Neyse efendim, biz bu yazının başlığındaki konuya geri dönelim -bu arada şunu farkettim: yazılarımda ancak 3-4. paragrafta girebiliyorum-. Masumiyet Müzesi ile bu günlerde zaten çok konuşuluyor kendisini. Hatta geçen pazar Güneri Civaoğlu'nun -adam yaşlandıkça Jack Nicholson'a daha çok benziyor- bir pazar programında gördüm kendini. Bu arada Güneri Civaoğlu'nun kariyeri de ilginç bir yöne doğru gidiyor. Bir dönemler ana haber bülteninden sonra yaptığı haber yorumu programıyla tanırdık onu. Fakat Engin Ardıç kadar iyi ayar veremediğinden olsa gerek o program çok tutmadı. Şu aralar Milliyet'teki köşesinde bir şeyler karalasa da pek kimsenin ciddiye aldığı birisi değil. O da bunu anlamış olacak ki Pazar günü magazin tadıyla Şeffaf Oda'yla kendi halinde takılıyordu.


Yine de Orhan Pamuk'la yeni yayın dönemine sıkı bir giriş yaptı. Kaçıranların bu programı izlemelerini tavsiye ederim. Şimdi beceriksizler'den linkini koyardım ama gurbetçi kardeşlerimiz dizilerden başka bir şey "capture" etmiyorlar ki.


O programı izlerken Orhan Pamuk'un Türkiye'yi ve Türk insanı ne kadar iyi tanıdığını ve bunu nasıl da iyi bir şekilde bize aktardığını daha iyi kavradım. Özellikle son günlerin önemli konularındaki tespitleri çok da yerindeydi bence. Mesele Ergenekon'u, kadınların Türk toplumundaki yeri, son günlerde yükselen milliyetçiliği, Türk insanın kendi içine kapanışını çok iyi tahlil etti. Ha bunu yaparken iyi bir "uslubu" yokmuş... Ne fark eder? Hatta o söyleşide Frankfurt Fuarı'nda yapacağı konuşmadan da ipuçları vermişti. Yine birileri ayar alacaktı.


Yakında Youtube, Google Video, Soapbox vs. ortamlarına düşecek Frankfurt Fuarı konuşmasını ben çok beğendim. Söz verdiği ayarı da eksiksiz bir şekilde verdi. 301'den "yararlanan" yazarları, "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" psikolojisini, Batının bazı değerlerine "Türk kültürüne ters" deyip soğuk bakmanın nasıl bazen "demokrasi, eşitlik, kadın hakları" gibi kavramların yerleşmemesine neden olduğunu çok güzel bir şekilde anlattı. Hatta bunu yaparken tanıdığımız Orhan Pamuk gibi anlattı. Yine Babamın Bavulu'na benzer bir hikayeydi her şey. Bu da kitap olarak yayınlanırsa hiç şaşırmam. O derece yani.



Tabi bir yerde de Youtube yasağından bahsetti. Eserlerinde eski Türkiye'yi yazabilmek için Youtube'dan eski şarkıları ve filmleri izlediğinden söz etti. Tabi buradan da Youtube'u yasaklayan zihniyete de gönderme yapmayı unutmadı. Harbiden bu Youtube yasağı konusunda bir ülke bu kadar gündeme gelebilir! Normalde Youtube Blog'u yakından takip ediyorum. Eminim Nobel Ödüllü bir yazarın bu sözlerini atlamayacaklardır. "Rezil olduk, rezil!"


Orhan Pamuk'un ardından Abdullah Gül sazı eline aldı ama onun konuşması tipik bir siyasetçi konuşması olduğu için bir şeyler yazmaya değmez. Ama Orhan Pamuk'un onca tesbitlerine rağmen "yine de yazarların önündeki bazı engeller" kalktı sözlerini söylerken sırıtışını onun her zaman ki "gül"eç yüzüne mi yoksa pişkinliğe mi vereyim bilemedim.

10.04.2008

Warren Buffet gozuyle kredi krizi

Warren Buffet'ın Charlie Rose ile yapmış olduğu söyleşi kredi krizi sırasında kabul edilen 750 milyar dolarlık kurtarma planıyla ilgili çarpıcı açıklamalar içeriyor.


Warren Buffet şu aralar gerek Goldman Sachs'ın gerekse de GE'nin kurtarılmasında önemli roller üstlenmiş durumda. Kendisi bu günleri fırsat olarak değerlendiriyor (sanırım bir diğer yatırımcı da Recep Tayyip Erdoğan).


Yaklaşık 1 saat süren bu söyleşi her ne kadar uzunluğu nedeniyle gözünüzü korkutsa da bir çırpıda geçiyor. Özellikle Warren Buffet'ın Amerikan ekonomisi ve market hakkındaki görüşleri ve benzetmeleri gerçekten hoşuma gitti.


Özellikle söyleşinin sonlarına doğru Amerikan vergi sistemine yönelttiği eleştiriler ise daha da ilgimi çekti. Bu kadar zengin bir yatırımcının vergi oranlarındaki adaletsizlikten yakınması ve kendi aleyhine çözümleri önermesi benim kafamda soru işaretleri doğurdu.


 Ama yine de şu günlerdeki gelişmeleri yakından takip eden insanlar için mutlaka izlenmesi gereken bir video.