6.16.2008

Anket Sonucu : EURO 2008i kim kazanir?

EURO 2008 için yapmış olduğumuz anketin sonuçları belli oldu. Anket sonuçlarına göre kupayı Türkiye kaldırır!


Ankete 184 kişi katılmış; katılanların 93'ü de oyunu Türkiye'den yana kullanmış. Her ne kadar Çek Cumhuriyeti karşısında efsanevi bir galibiyet yakalasak da kupaya uzanmamız bir hayli zor.


Türkiye'ye verilen oyların biraz da duygusal olduğunu düşünürsek, ankete katılanlar sırasıyla Portekiz (19), İtalya (14), Fransa (13), Almanya (12),  İspanya (9), Hollanda (9) 'ya  şans vermiş. Bu oyları görsel olarak değerlendirirsek şöyle bir tablo ortaya çıkıyor:



6.11.2008

Turkiye yeniden bizi umutlandirdi

Yaklaşık 1 saattir İsviçre-Türkiye maçı  hakkında yazıyordum fakat bilgisayarın şarjı bitince onca emek boşa gitmiş oldu.


Neyse kısaca yazdıklarımı toparlayalım. Hollanda Maçı sonrası bizim için çift ön liberonun öneminden bahsetmiştim. Nihayet bu maçın 2. yarısında Tümer'in yerine giren Mehmet Topal'la çift ön liberoyu uygulamış olduk. Aslında biraz da bu yazıyı okumadan önce o yazıda milli takım için söylediklerime bakmak lazım!



Fatih Terim nihayet bu maçta Nihat'ı tek forvet oynatmaktan vazgeçti ve yanına ilk yarı Tuncay'ı ikinci yarı da Semih'i koydu. Semih'in oyuna girmesi bizim için çok büyük bir faydaydı. Çünkü hem sırtı dönük oynayıp top tutmayı ve gerektiğinde Nihat ve diğer ortasaha oyuncularına bırakmayı, hem de kanatlardan gelen ortaları etkili bir şekilde değerlendirmeyi başardı. 


Maçla ilgili tek anlamadığım Tuncay'ın bu maçta rolünün ne olduğuydu. Özellikle ikinci yarıda ilginç bir şekilde sağ içte gördük kendisini. Maçta görmek istediğim tek şey Tuncay'ın yerine Kazım'ın oynamasıydı. Özellikle sağ back -artık Fatih Terim'in onu sağ back oynatma ısrarından vazgeçmeyeceğini düşündüğümden- Hamit'le birlikte orta sahanın sağında yer alması milli takım için sağ kanatın çok daha verimli kullanılmasını sağlayacaktır. Sol kanatta ise sanırım Arda'nın bugünkü performansından sonra çok da fazla arayışa girmeyecektir Terim.



 Yine de bu galibiyet milli takımda bazı şeylerin iyiye gittiğini görmek açısından ilaç gibi geldi. Çekler karşısında umudumuz biraz daha arttı. Fakat Çekler öyle çok da azımsanacak bir takım değil. Bugünkü Portekiz maçı onların özellikle hucum organizasyonlarında ve de duran toplarda ne kadar etkili olabileceklerini gösterdi. Savunma zaafiyetleri var fakat bizim de savunma zaafiyetlerimizin olduğunu unutmamız gerek.


 Muhtemelen Milan Baroş ve Koller birlikte çift santrafor olarak görev yapacaktır. Özellikle sağ kanattaki Sionko ve sol kanattaki Plasek çok tehlikeli oyuncular. İşimiz zor ama biz de önce işi zora sokmakla sonra da zoru başarmakta çok iyiyiz!



Portekiz 3 - Cek Cumhuriyeti 1

A grubunun belki de en zorlu maçında Portekiz, Çek Cumhuriyeti karşısında net bir skorla 3-1 galibiyetle ayrıldı.


Skor net olmasına rağmen oynanan oyunda Portekiz'in net bir üstünlüğü yoktu. Özellikle 3. golün maçın 2-2 olmasının içten bile olmadığı dakikalarda gelmesi bunun göstergesi.


Sonuçta seyri güzel zevkli bir maç ortaya çıktı. Denk kuvvetlerin mücadelesi şeklinde geçen maçta Portekiz Ronaldo, Deco gibi bireysel yetenekli futbolcularının da avantajını kullanarak maçı kazanmayı bildi.


Fakat Türkiye'nin gruptaki son maçının Çek Cumhuriyeti'yle olması bizim için bir handikap. Sonuçta beraberlik durumunda biz bir üst tura çıkarız fakat bu açıdan da Çek Cumhuriyeti'nin ofansif bir oyun anlayışı sergileyebileceğini düşünüyorum. Bu durumda İsviçre maçının ikinci yarısında gösterdiğimiz oyun stilinin bir benzerini burada da uygulamalıyız. Neyse bunu İsviçre-Türkiye maçının analizinde tartışalım.  


Not: Beraberlik durumunda Çek Cumhuriyeti öne çıkıyor çünkü attıkları ve yedikleri gollerimiz aynı olduğu için daha önceki Avrupa Şampiyonaları ve Dünya Şampiyonaları dikkate alınıyorumuş.  


 Not 2: Şu durumda Çek Cumhuriyeti'yle berabere kalmamız durumda maç uzatmalara dahi gitmeden penaltılarla bitecekmiş. Bu da UEFA'nın yeni bir uygulamasıymış.

 

6.09.2008

Ölüm grubunda Hollanda show!

Bugün "ölüm grubu" diye bilinen C grubunda dananın kuyruğu koptu. Günün ilk maçında Fransa ve Romanya baştan beri beraberliğe razı olup ruhsuz bir oyun sergiledi. Sonuçta 0-0 biten maçın kime ne yararı oldu diye düşünsem de grubun diğer maçını düşünürsek kimseye zararı da olmadığını söylebilirim.



Günün ikinci ve belki de ilk maçların en çok beklenen karşılaşmasında Hollanda, son dünya kupası şampiyonu İtalya'yı 3-0 gibi net bir skorla geçti. Hollanda adeta futbol resitali vererek son İtalya'ya büyük bir ders verdi ve muhtemelen bu skorla gruptan lider çıkacağının sinyallerini verdi. Bu arada Hollanda, Almanya'dan sonra artık kupanın en büyük favorisi olabilir -hatta, İtalya gibi bir devi yenmesi onu şu anda kupaya en yakın takım bile yapabilir -ben bir de D grubunda İspanya'yı görme taraftarıyım. 


Maçın ilk yarısında Hollanda oynadığı oyunla beni mest etti. 4-2-3-1 taktiğiyle oynayıp mükemmel bir sonuca imza attı. Özellikle göbekte ileriye dönük oynayan Van der Vaart'la sol kanattaki Sneijder gecenin yıldızıydı. Aslında Hollanda ilk yarıda İtalya'nın biletini kesti.


İkinci yarıda Donadoni oyuna müdahale etti fakat yine de biraz geç kaldığını söyleyebiliriz. Dünya Kupası'nın yıldızlarından Cameronessi'nin sağ kanatta vasat bir futbol sergilemesi ve yerine Cassano'yu 75. dakika gibi geç bir zamanda alması bence yanlış bir tercihti. Bu arada Materazzi dünya kupasında yaptığı terbiyesizliklerden olsa gerek Kuyt ve Van der Vaart karşısında çok etkisiz kaldı. Zaten sonradan Donadoni, yerine Grosso'yu almak zorunda kaldı. Bu arada bir umut diye alınan Del Piero 2 önemli pozisyona girdi ama İtalya'yı 34 yaşındaki bir adamın kurtarması biraz zor olurdu.


Fakat Hollanda mükemmeldi. Usta Van Basten gerçekten sahaya müthiş bir 11 ve mükemmel bir taktik diziliş ortaya koydu. Ve sonuçta ikinci yarıda verilen birkaç pozisyon dışında İtalya karşısında çok da iyi bir oyun sergileyerek takımını galibiyete taşıdı.


 Bu maçı izleyince, Türkiye açısından Hollanda'dan alabileceğimiz çok dersler olduğuna inanıyorum. Fatih Terim, turnuva başında 4-3-3 ya da 4-2-3-1 anlayışı arasında tercih yapabileceğini söylüyordu -her ne kadar Portekiz maçında 4-4-2 gibi absürd bir anlayışla berbat bir 11 sahaya sürsede-.


 Bence İsviçre maçında Fatih Terim 4-2-3-1 anlayışıyla oyuna müdahale olmalı ve muhtemel diziliş şu şekilde olmalı:


 


Volkan


Sabri    -           Emre G.  -  Servet -         Hakan Balta



Emre           -         Aurelio



Hamit         -           Nihat        -           Arda


Semih


Bence Fatih Terim Aurelio ve Emre'yi çift ön libero olarak düşünmeli ve ortada Nihat'ı Semih'in gerisinde ileriye dönük orta saha olarak sürmeli. Semih, defanstan şişirilen topları ve kanatlardan gelecek ortaları indirmede çok daha başarılı -kafa toplarında Nihat'tan çok daha başarılı. Özellikle Nihat'ın önüne düşürebilirse, dikine oynamayı seven Nihat çok verimli olur. Nihat bence iyi golcü ama kaleye sırtı dönük oynamayı Semih kadar iyi yapamıyor.


Eğer hala daha Sabri'nin yerine Hamit'in sağ back oynamasında ısrarcı olunacaksa, bu dizilişte Hamit'in yerinde Kazım oynayabilir.



6.08.2008

Bir Almanya klasigi : Almanya 2, Polonya 0

Az önce biten karşılaşmada Almanya, Polonya'yı Podolski'nin attığı iki golle 2-0 mağlup etti.


Bu sonuç aslında Almanya gibi kupanın favorisi olan bir takım için beklenen bir sonuçtu. Almanya iyi oynadığı maçta iyi bir skor olarak kupanın favorileri arasında olduğunu bir kez daha ortaya koydu.


Maçın adamı herhalde Podolski'ydi. Sahada basmadığı yer bırakmadı. Bu arada ilginç bir not: Podolski ve Klose gibi Almanya'nın iki önemli gol silahı Polonya asıllı. Şimdi bu futbolcular Polonya'da top koştursa skor bambaşka olabilirdi!

Mac sonucu: Avusturya 0, Hırvatistan 1

Gerçekten önceki turnuvaların aksine EURO 2008'de mükemmel grup maçları oynanıyor. Daha önceleri hep beraberliklerle başlamıştı maçlar fakat bu turnuvada şu ana kadar oynanan 3 maçtan da beraberlik çıkmadı.


Avusturya - Hırvatistan maçında otoriteler her ne kadar Hırvatistan'ı favori gösterse de -maçı kazanmasına rağmen- Hırvatistan gelecek adına pek ümit vermedi açıkcası. Bu arada Avusturya, bu turnuvaya katılmalarının haksız olduğunu iddia edenlere sahada gösterdiği performansla cevap vermeyi bildi.


Özellikle maçın başlarından itibaren Hırvatistan etkili bir oyun sergiledi ve nisbeten erken bir dakikada penaltıdan 1-0 öne geçti. Fakat maçın 35. dakikasına kadar sahada oyunun hakimi olan Hırvatistan'da yorgunluk baş gösterince Avusturya'nın atakları sıklaşmaya başladı. Sıklaşan Avusturya ataklarında, Hırvatistan'ı kurtaran ilk yarının bitiş düdüğü oldu.


İkinci yarıda özellikle sağ kanattan Harnik'le müthiş pozisyonlar bulan Avusturya'nın bu maçtan yenik ayrılması futbolun adaleti konusunda bizleri yeniden düşündürmeye başladı. Çek Cumhuriyeti karşısında İsviçre'nin mağlubiyeti haketmeyen futbolunun bir benzerini de Avusturya ortaya koymuş oldu. Sonuçta kupanın iddialı ekiplerinden Hırvatistan, bu tür turnuvalardaki tecrübesinin ve biraz da şansının etkisiyle maçı kazandı.


Bu yazıyı yazarken bir diğer amacım da bu maçı Türkiye maçıyla kıyaslamak. Bir teknik adamın maçı izleyerek yapacağı değişikliklerle oyuna nasıl yön vereceğini bu maçla bir kez daha anladık. Umarım Fatih Terim de bu maçı izlemiştir ve o da dersler çıkarmıştır. Şimdi bizim ekranları başında şahit olduğumuz olayı burada anlatmaya çalışalım.


Maçın 40. dakikasından ilk yarının sonuna kadar ve ikinci yarıda dakika 60'a kadar Avusturya sağ taraftan, Hırvatistan defansının sol tarafını darmadağan eden ataklar gerçekleştirdi. Dün Fatih Terim gibi maçı seyretmek yerine, Biliç oyuna müdahale etti ve S.O.S veren savunmanın solundaki Kranjcar'ı çıkararak yerine Knezeviç'i soktu. Knezeviç, Kranjcar'a göre daha başarılı bir oyun sergileyerek nispeten daha iyi bir şekilde Harnik'i durdurmayı başardı. Bir teknik adam için yerinde müdahale!



Fakat kurt teknik direktör Hickersberger'de sağ kanatta atakların sayısı azalınca sol tarafa Ümit Korkmaz'ı aldı. Artık daha önce pek iş yapmayan sol kanat çalışmaya başladı ve Avusturya iki taraftan da etkili gelmeye başladı.


İşte futbol böyle bir şey. Eğer siz bir teknik adamsanız, sahada olanlara seyirci kalamazsınız. Fatih Terim dünkü maçta ilk yarı gol gelmeyince ikinci yarı da gelmez diye düşündü. Halbuki  milli takımda Portekiz ataklarını durduran sadece kale direklerimizdi.


Az sonra Almanya - Polonya maçı var ve şu ana kadar 6 takımı seyretme fırsatı bulduk. Maalesef bunlar içinde en kötüsü ve belki de en ruhsuzu bizim milli takımımızdı. Turnuvada hiç şans verilmeyen Avusturya bile inanılmaz mücadele gösterdi ve Hırvatistan gibi İngiltere'yi bu turnuvanın dışına iten takım karşısında kora kor bir şekilde mücadele etti. Aynı mücadeleyi milli takımın da göstermesi ümidiyle...





 

6.07.2008

Bir Fatih Terim'li milli takim klasigi : Portekiz 1 - 0 Turkiye

Bugünkü maç hakkında çokca konuşulacak, çokca yazılacak. Fakat şu bir gerçek ki Fatih Terim'in şu anki kafa yapısıyla Türkiye'nin bir şeyler yapması mümkün değil.


Artık bilmeyen yok. Fatih Terim milli takıma oyuncu seçerken adam kayırıyor. Sevdiği futbolcuları alırken sevmediklerini performansları ne olursa olsun sallamamayı tercih ediyor.


Adam, kafasında kadroyu oluşturmuş. Oyuncuların performansı umrunda bile değil. Yoksa 1 yıldır doğru düzgün top oynamayan Tuncay'la ve Emre'yi 11'de başlatmasının başka bir amacı yok.


Zaten birkaç gün önce ATV'deki Uğur Meleke'nin "Hazırlık maçlarına göre mi adam seçiyorsunuz?" sorusuna "Olur mu ya öyle şey, benim kafamdaki takım bellidir" diye cevap verebilmiş adamdır. Pekala, bir takım hazırlık maçı niye yapar? Hazırlık maçının amacı sadece futbolcuları beraber oynatarak birbirine mi alıştırmak? O zaman niye hazırlık maçlarında farklı varyasyonlara giriyorsun? Direk kafandaki kadroyu sahaya sor. Oyuncular birbirlerine alışsınlar.


Bugünkü maçta -Türkiye'de niçin oynadığını bir türlü anlamadığım (buna Galatasaray da dahil)- Sabri yerine Kazım Kazım'la başlıyorsun. Acaba diyoruz. Sonra ikinci yarı niye sokuyorsun Sabri'yi? Kazım yine aynı yerinde oynamaya devam ediyor. Sabri'de ortada deli dana gibi dolaşıyor. Sahi Sabri bugünkü maçta nerede oynadı?


 Gelelim Hamit'i çıkartıp Semih'i koyması olayına. Valla bu değişikliği anlayabilen var mı? Elin Rus'u bile dalga geçtiği için söyleyecek başka söz bulamıyorum. Tuncay ve Nihat bas bas bağırdı "Beni çıkart hocam" diye. Ama oralı bile olmadı bizimki!



Dakika 15'den sonra "Acaba gol ne zaman gelecek?" diye beklemeye başladım. Takım o kadar dengesizken, Portekiz'in gol atması an meselesiyken oyuna müdahale etmeyip golü beklemek ne demek!


 Sonuçta bu maç tüm Türk halkına tek şey söylüyor : "Siz EURO 2008'den umudunuzu kesin!".


Bunun dışında günün ilk maçında İsviçre gerçekten kendinden beklenmeyen iyi bir performans gösterdi. Gerçi ben bu sefer Çek Cumhuriyeti'ne şans tanımıyorum. İsviçre'nin bir anlık hatası yenilmelerine sebep oldu. Fakat İsviçre bu oyununu sürdürürse bu gruptan rahat çıkar!



Portekiz hakkında yorum yapmak istemiyorum. Yani adamların karşısında o kadar kötü oynadık ki Portekiz'in iyi oynamasına bile gerek yoktu. Zaten adamlar da rolantide oynadılar. Futbolcularının yoğun Avrupa Ligleri ve Şampiyonlar Ligi maçları yüzünden Portekiz pek fazla hazırlık maçı yapamadı bu ara. Bizim sayemizde o eksiklerini de giderdiler!


Tabi bu arada Cenevre'de bizi destekleyen binlerce gurbetçi vatandaşlarımızı unutmamak gerek! İnanılmaz bir destek verdiler. Sanki maç İstanbul'da oynanıyor gibiydi. Fakat milliler ne yazık ki onların gösterdiği kadar çaba göstermediler. En azından reklamlarda gösterdikleri performansı beklerdik kendilerinden..