Bugün "ölüm grubu" diye bilinen C grubunda dananın kuyruğu koptu. Günün ilk maçında Fransa ve Romanya baştan beri beraberliğe razı olup ruhsuz bir oyun sergiledi. Sonuçta 0-0 biten maçın kime ne yararı oldu diye düşünsem de grubun diğer maçını düşünürsek kimseye zararı da olmadığını söylebilirim.
Günün ikinci ve belki de ilk maçların en çok beklenen karşılaşmasında Hollanda, son dünya kupası şampiyonu İtalya'yı 3-0 gibi net bir skorla geçti. Hollanda adeta futbol resitali vererek son İtalya'ya büyük bir ders verdi ve muhtemelen bu skorla gruptan lider çıkacağının sinyallerini verdi. Bu arada Hollanda, Almanya'dan sonra artık kupanın en büyük favorisi olabilir -hatta, İtalya gibi bir devi yenmesi onu şu anda kupaya en yakın takım bile yapabilir -ben bir de D grubunda İspanya'yı görme taraftarıyım.
Maçın ilk yarısında Hollanda oynadığı oyunla beni mest etti. 4-2-3-1 taktiğiyle oynayıp mükemmel bir sonuca imza attı. Özellikle göbekte ileriye dönük oynayan Van der Vaart'la sol kanattaki Sneijder gecenin yıldızıydı. Aslında Hollanda ilk yarıda İtalya'nın biletini kesti.
İkinci yarıda Donadoni oyuna müdahale etti fakat yine de biraz geç kaldığını söyleyebiliriz. Dünya Kupası'nın yıldızlarından Cameronessi'nin sağ kanatta vasat bir futbol sergilemesi ve yerine Cassano'yu 75. dakika gibi geç bir zamanda alması bence yanlış bir tercihti. Bu arada Materazzi dünya kupasında yaptığı terbiyesizliklerden olsa gerek Kuyt ve Van der Vaart karşısında çok etkisiz kaldı. Zaten sonradan Donadoni, yerine Grosso'yu almak zorunda kaldı. Bu arada bir umut diye alınan Del Piero 2 önemli pozisyona girdi ama İtalya'yı 34 yaşındaki bir adamın kurtarması biraz zor olurdu.
Fakat Hollanda mükemmeldi. Usta Van Basten gerçekten sahaya müthiş bir 11 ve mükemmel bir taktik diziliş ortaya koydu. Ve sonuçta ikinci yarıda verilen birkaç pozisyon dışında İtalya karşısında çok da iyi bir oyun sergileyerek takımını galibiyete taşıdı.
Bu maçı izleyince, Türkiye açısından Hollanda'dan alabileceğimiz çok dersler olduğuna inanıyorum. Fatih Terim, turnuva başında 4-3-3 ya da 4-2-3-1 anlayışı arasında tercih yapabileceğini söylüyordu -her ne kadar Portekiz maçında 4-4-2 gibi absürd bir anlayışla berbat bir 11 sahaya sürsede-.
Bence İsviçre maçında Fatih Terim 4-2-3-1 anlayışıyla oyuna müdahale olmalı ve muhtemel diziliş şu şekilde olmalı:
Volkan
Sabri - Emre G. - Servet - Hakan Balta
Emre - Aurelio
Hamit - Nihat - Arda
Semih
Bence Fatih Terim Aurelio ve Emre'yi çift ön libero olarak düşünmeli ve ortada Nihat'ı Semih'in gerisinde ileriye dönük orta saha olarak sürmeli. Semih, defanstan şişirilen topları ve kanatlardan gelecek ortaları indirmede çok daha başarılı -kafa toplarında Nihat'tan çok daha başarılı. Özellikle Nihat'ın önüne düşürebilirse, dikine oynamayı seven Nihat çok verimli olur. Nihat bence iyi golcü ama kaleye sırtı dönük oynamayı Semih kadar iyi yapamıyor.
Eğer hala daha Sabri'nin yerine Hamit'in sağ back oynamasında ısrarcı olunacaksa, bu dizilişte Hamit'in yerinde Kazım oynayabilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder