12.12.2006

Orhan Pamuk'un Nobel Konuşması Hakkında

Az önce Yakup'un tavsiyesine uyup Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü almadan önce yaptığı konuşmanın metnini okudum. Orhan Pamuk, bu konuşmaya "Babamın Bavulu" adını vermiş.


Yazılanları okuyunca Orhan Pamuk hakkında sahip olduğum bazı önyargıları tekrardan sorgulama ihtiyacı hissettim. Özellikle ödülü alacağı açıklanınca yaşanan tartışmaların temelinde ödülün Orhan Pamuk'a siyasi nedenlerden dolayı mı yoksa edebi başarısından dolayı verildiği sorusu vardı. Ki hala daha bunlar tartışılmaya devam ediyor...


Aslında bu yazıyı okuyunca bu sorunun cevabına da ulaşıyorsunuz. En azından ben ulaştım. Bu noktada çıkardığım sonuç şu: Evet Orhan Pamuk romanlarında Türkiye'yi, İstanbul'u daha doğrusu bizi anlatmıştır. Kendisi de yazıda ifade ettiği gibi bunları anlatırken de olaylara olan bakış açısını, yorumlarını, kızgınlıklarını, tepkilerini ortaya koymuştur. Sonuçta Orhan Pamuk'a ödülü kazandıran onca şey arasında bizi anlatırken siyaset yapması da vardır. Fakat bunu yaparken de çok başarılı bir edebi uslub tutturmasıdır. Daha fazla konuşma hakkında yazmak yerine sizi bu yazıyı okumayı tavsiye ediyorum. Bu arada emin olun içinde Türkiye'nin siyaset gündemi ile alakalı hiçbir şey yok. O yüzden tedirgin ulusalcıların içi rahat olabilir.


Bu millet yıllarca "Neden bizim Nobel ödülü sahibi bir bilimadamımız, bir edebiyatçımız yok?" diye bu ödülün hasretini çekti. Ve de bu ödülü alacak ilk Türk'ün ne kadar şanşlı olduğunu düşündü. Ve de herkesin bayram yapacağı, sonunda "Türkün gücünü dünyaya gösterdi" diyeceğimiz bu günü iple çektik durduk.


Neyse bir Türk çıktı ve aslanlar gibi ödülü kaptı. Fakat verdiğimiz tepki çok garipti. Daha doğrusu nasıl bir tepki vereceğimizi gösteremedik. Sanki ulusça üzerimizde büyük bir sessizlik hakimdi, herkes birbirine bakıyordu... Herkes birbirinden tepki bekliyordu. Sessizliğin ardından yavaş yavaş tepkiler gelmeye başladı ve bu ülkede yaşanan her şey de olduğu gibi gazı alan konu hakkında şiddetli bir şekilde atıp tutmaya başladı... Kimisi, "Şerefsizim ben bunun Nobel'i alacağını "Kar" romanını okuyunca söylemiştim, helal sana Orhan Pamuk" dedi. Kimimizde "Milletini satarak, bir yerlere gelmeye çalışan herifin teki işte! Bu ödülü kabul edemeyiz, hatta bu Türklüğe hakarettir" deyip ödülün verilmesi konusunda mahkemeden "yürütmeyi durdurma kararı" almaya çalıştık. Yani tepkiler bir uçtan diğer uca gittikçe çok farklılıklar gösteriyordu...


Benim kişisel görüşümse Orhan Pamuk bu ödülü haketmiştir ve bunu da edebiyatçı kişiliğiyle bir yazar olarak başarmıştır. Bence bu millet bu zamana kadar bir yerlere gelmiş insanlarını aforoz etmekten, yargısız infaz etmekten, ya da darağacına göndermekten vazgeçmelidir.Yani bir an dahi olsa vazgeçelim şu düşünce kalıplarından:


"Birileri düğmeye bastı."

Emekli General Yaşar Paşaoğlu


"Ülkemizi bölmeye çalışan dış mihrakların oyunu!".

Eski Büyükelçi Zafer Arabulucu


"Türk'ün Türk'ten başka dostu yok!"

Eski istihbaratçı Korkmaz Komploman


"AB'ye girmek Türkiye için tek alternatif olmamalı. Diğer alternatifler değerlendirilmeli. Mesela Şangay 5'lisine altıncı olmalı. Derhal NAFTA'ya katılmalı.. Türk Birliği'ni kurmalı. İslam Birliği'ni oluşturmalı. Güneydoğu Asya Kalkınma Paktı'nın altına imzayı yapıştırmalı."

Uusal Stratejist Noyan Çizer

Cep telefonları kanser yapar mı?

Danimarka'da yaşayan herkes üzerinde bir araştırma yapılmış ve bu araştırmanın sonuçlarının InformationWeek'te yapılan değerlendirmelerine göre bilimadamları, cep telefonu kullanımı ile kanser riski arasında doğrudan bir ilişki olmadığını ortaya çıkarmış.


Bu zamana kadar cep telefonunun kullanımı konusunda yapılan en geniş kapsamlı bu araştırma, "cep telefonları kanser yapıyor" diye bu tür teknolojik gelişmeleri kötüleyen insanlara bir cevap olması açısından önemli. Araştırma 1982 ve 1995 yıllarından beri cep telefonu kullanan insanları da kapsadığından dolayı "cep telefonunun kanser yapma etkileri uzun sürede ortaya çıkar" tezlerini de çürütüyor. Bir de araştırmada incelenen cep telefonu kullanıcılarının sayısının 400 bini geçmesi (357,553 erkek, 62,542 kadın, Danimarka'da yukarıda verilen yıllarda cep telefonu kullananların tümü) sonuçlarının genel geçerliliğini kanıtlayan önemli bir veri. Ha unutmadan bir de bu 400 bin kişinin kansere olan yakınlığı tüm Danimarka nüfusunun kansere olan yakınlığı ile de karşılaştırılmış (5,5 milyon).


Dolayısıyla bu haberi okumak cep telefonu kullanırken tedirgin olan birisi olarak beni çok rahatlattı. Gerçi hemen hemen etrafımızdaki çoğu nesne (güneş, toprak, bina) radyasyon yayıyordu fakat cep telefonları onlara göre çok daha fazla radyasyon yayıyor. Fakat görünen o ki cep telefonlarından çıkan bu radyasyonlar insanın DNA'sına etki edecek güçte değil.


İşin geyik kısmı ise makalenin son kısmında bilimadamının cep telefonunun hiç zararı olup olmadığı konusundaki soruya cevaben "evet var, araba kullanırken cep telefonu kullanmak dikkati dağıtabileceğinden kaza yapma riskini artırır" şeklinde cevap vermesi. Doğru ama herhalde bizi tekrar Türk Telekom'a mahkum etmek isteyenler için yeterli değil!

Jack Welch'ten 9 ÖĞÜT

General Electric'in efsanevi CEO'su Jack Welch'i tanımayan yoktur herhalde. Yani en azından az çok endüstriyle ilgilenen dünyadaki şirketlerin gelişimine meraklı insanlar arasında... CNBC-E Business dergisi Aralık sayısında Jack'in 9 öğütüne yer verilmiş. Burada da bir kopyası olsun istedim.


1) YÖNETİCİ DEĞİL LİDER OLUN: Yöneticiler kafa karıştırır, liderler ise ilham verir. Lider kişi, diğerlerini işlerin nasıl daha iyi yapılabileceğine ilişkin açık bir vizyonla teşvik edebilen kişidir.


2) VİZYONUNUZU AÇIKÇA İFADE EDİN: İyi bir lider, çalışanlarına ne yapacaklarını adım adım gösteren bir el kitabı vermek yerine, yeni fikirlerler onlara yaratıcılık aşılar. Gerçek liderliğin temelinde üstün bir vizyon ve insanları yüksek performans göstermeye teşvik edebilme becerisi vardır.


3) AÇIK VE YALIN OLUN: Açık ve yalın mesajlar hedefe daha hızlı ulaşır, sade tasarımlar pazarda daha hızlı yayılır.


4) GERÇEKLERLE YÜZLEŞİN: Liderlerin yaptıkları hataların çoğu gerçeklerle yüzleşmeye istekli olmamalarından kaynaklanır. Gerçeklerle yüzleşmek genelde hoşa gitmeyen şeyleri söylemek ve yapmak olarak algılanır ama işlerin iyiye gitmesinin tek yolu da budur.


5) DEĞİŞİMİ FIRSAT OLARAK GÖRÜN: Değişim, iş dünyasının en büyük gerçeklerinden biridir. Değişime açık olmak, şirketin bir bölümünde belli bir süre için tam bir karmaşa yaratsa da, güçlü olmak için gereklidir.


6) YENİ FİKİRLERE AÇIK OLUN: Yeni fikirler işletmelerin ihtiyaç duyduğu taze kandır. Bir yerlerde birilerinin mutlaka daha iyi bir fikri vardır. O kişiye ulaşmalı, fikrini öğrenmeli ve hızla eyleme geçirmelisiniz.


7) DEĞERLERE ÖNCELİK VERİN: Rakamlara fazla takılmayın. Rakamlar vizyon değil, nihai ürünlerir. Öncelikle ekip yaratmaya, fikirleri paylaşmaya ve insanlara heyecan aşılamaya odaklanın.


8) İŞ SÜREÇLERİNE HERKESİ DAHİL EDİN: Girişimciliğin anahtarı herkesin zekasından yararlanabilmektir.


9) KÜÇÜK ŞİRKETLER GİBİ DAVRANIN: Küçük şirketler muazzam bir rekabet avantajına sahiptir, çünkü tutkuludurlar ve bürokrasiyle vakit kaybetmezler. Büyük hayaller kurar ve çıtayı yüksek tutarlar.

Felix Dennis'ten Zirve Yolu Haritası

Felix Dennis'i tanımayan yoktur herhalde.. Tamam, tamam Jack Welch kadar ünlü olmayabilir fakat yine de ilginç bir yaşam öyküsü var. CNBC-E Business dergisi aralık sayısında onun da yaşam öyküsüne yer vermiş. İsteyenler benim gibi Felix Dennis hakkında daha fazla şeyi oradan öğrenebilir.

Bana ilginç gelen ise "Nasıl Zengin Olunur" kitabının da yazarı olan bu adamın zirve yolu haritası adı altındaki tavsiyeleri.. Buralarda olması işe yarayabilir.


  • Takım ruhu kaybedenlere göredir. Kaybedenleri birbirine kenetler. Bu, işverenlerin faydalı elemanlarını çok para ödemeden masalarına zincirlemek için uyguladıkları bir yöntemdir.
  • Uçuyorsa, yüzüyorsa ya da cinsel ilişkiye giriyorsa kiralayın. Uzun vadede çok daha ucuza gelir.
  • Bugünkü bildiklerimle yeniden yaşasaydım, mümkün olduğu kadar çabuk, 35 yaşıma gelinceye dek rakat yaşamaya yetecek kadar 30 - 40 milyon avro para kazanmaya adardım kendimi. O yaşa geldiğimde derhal her şeyi paraya çevirip emekli olurdum, şiir yazar, ağaç dikerdim.
  • Zaman zaman kamuoyunda başarısız olmaya razı değilseniz, zengin olma şansınız çok az.
  • Özgün olan her zaman en iyi olan değildir. Eğer zengin olmak istiyoorsanız, rakiplerinizi yakından gözleyin ve başarılı bir stratejiyi taklit etmekten utanmayın. Bunu yaptığınız için belki sizi alaya alırlar ama buna değer.
  • Zengin olma maceranızı bir oyun gibi görmezseniz asla zengin olamazsınız.
  • Üst düzey yöneticilerin e-postada saçma sapan haberlerde oyalanarak vakit kaybetlmelerine deli oluyorum.
  • Bordronuzu en dar sayıda tutun. Büro giderlerini iki ayaklılar kabartır.
  • Büyük düşünün, küçük hareket edin.
  • İş yemeğinizin parasını karşınızdaki ödemeyi teklif ediyorsa asla ısrar etmeyin. Gösteriş yapmayı başka zamana bırakın.
  • Resepsiyonda taze çiçek bulundurmak, 150 bin avroluk lüks İtalyan mobilyalarından daha iyi etki yaratır.
  • Zenginler mutlu değildir. Birçok zengin tanıdım ama henüz gerçekten mutlu ve zengin bir adam ya da kadına rastlamadım. Serveti paylaşmak için gelen talepler o kadar can sıkıcı ve o kadar ısrarlı oluyor ki zenginler neredeyse daima kendilerini tecrit etmeye karar veriyorlar.