11.25.2023
Öteki Renkler - Orhan Pamuk
Geceleyin Bir Mümkün - Aynur Dilber
Kod yazarken ChatGPT kullanma hakkında
25 yıldır kod yazan birisi olarak geldiğimiz noktada chatgpt kullanmayı öğrenin dediğim başlık.
temel olarak bu 25 yıl şu 3 aşamadan geçti:
1. kitaplardan bakıp internetin olmadığı ya da dialupla sınırlı bağlanabildiğimiz zamanlarda kod yazdığımız zamanlar
2. stackoverflow ve sonrası
3. chatgpt: inanılmaz zaman kazandırıyor. tabi github copilot filan gibi şeyler de var ama basit bir chatgpt ekranı bile çok iyi fayda sağlayabiliyor. bazen saçmaladığı oluyor ama genel olarak stackoverflow'dan çok daha hızlı aradığım şeyi bulmamı sağlıyor.
mesela bu aralar mevcut ürünlerimizden birinde ai generated textlerden yararlanıyoruz. bu durumda en gelişmiş kütüphanelerden biri de langchain. gel gelelim ekip olarak çok python bilgimiz yok. işte bu noktada chatgpt devreye giriyor. özellikle şunu nasıl yaparım şunu nasıl alırım derken en temel soruları bile chatgpt'ye soruyorum. şimdi bakıyorum da "pythonda bir stringin bir stringe olan kısmını getiri" bile sormuşum.
yani anlaşılan bu devirde iyi bir programcının en önemli yeteneklerinden biri de doğru "prompt engineering" yapabilme olacak gibi. önyargılı olmayınız efendim, chatgpt'den ısrarla isteyiniz, sonuçlar harika.
Elon Musk - Walter Isaacson
Türkiye'de Çağdaşlaşma - Niyazi Berkes
kitap cumhuriyetin 50. yildonumunde yazildigi icin sonunda soyle bir temenni var:
ikinci elli yildonumunden bildiriyorum: pek bir bok yapamadik. en azindan ilk 50 yilda surekli aglayan islamcilarin da isleri daha da boka sardiklarini gormus olduk.
Mulksuzler - Ursula K. Leguin
Bu kadar iyi bir kitap olabileceği aklıma gelmezdi. Her iyi şeyin bir kötü tarafı var yaklaşımından yola çıkarsak pek de şey yapmamak lazım deyip geçmek lazım.
9.19.2012
Kara Şövalye Yükseliyor üzerine
Filmi biraz da bilerek geç izledim. Zira hemen vizyona girince izleyince sinemalar tıklım tıklım oluyor ve hem doğru koltuğu bulmak zor oluyor hem de sinema izlemek yerine yemek yemeye gelen insanların sayısının fazla oluşu konsantrasyonunuzu bozabiliyor -bence sinemalarda yemek ve içmek yasaklanmalı ya da bu yasağın olduğu seanslar olmalı-.
Film hakkında konuşmaya gerek yok zira büyüyünce daha güzel görünen şey dedik bundan ötesi mi var :D Fakat bir şey dikkatimi çekti. Bane gibi kötü karakterler gerçek hayatta çok daha kolay yetişebiliyor. Mesela Osama Bin Ladin ve El Kaide'yi düşünün. 11 Eylül'de yaptıkları bence Bane'den çok daha büyük bir terör planı. Fakat Batman gibilerini gerçek hayatta asla göremeyiz.
Bu arada filmde çok komik enstantaneler de vardı. Batman gibi kayboluş sahnesi ve Batman'in buna tepkisi, Bane'in adamlarının Batman'e ateş ederken Batman'in geliş sahnesi bana bunu hatırlatınca epey güldüm.
9.17.2011
Türkler hayal etmeye başlarsa
9.08.2011
Önceki yazıları silmeye kıyamadım
Yine de insan bazen bazı konularda düşündüklerini yazmak istiyor... Twitter, Facebook vb. sosyal mecraların da yetmediği durumlar da var galiba...
Bu blogda daha önce hep ingilizce yazıları paylaşmışım. Normalde bundan sonra türkçe yazmayı düşünsem de o yazıları silmeye kıyamadım... Hala daha arama sonuçlarında çıkan bazı yazılar var. Çoğu teknik konu olduğu için yazdığım yazıların bazılarının işine yaradığını düşünüyorum.
Neyse yeniden merhaba dünya...
4.22.2011
Ramos'un çilesi ve bir anı
Bir an çocukluğum gözlerimin önüne geldi... Arabanın altına kaçan topu çıkarma çabaları... Ne günlerdi ya...
Bir de ufak bir anım aklıma geldi. Onu anlatayım...
Mahalle maçları kariyerimin en önemli maçıdır hala daha unutamam...
Aktif futbol hayatım ya kaleci ya forvet olarak devam etmiştir (kaleci olarak gösterdiğim performans o kadar iyi olunca "ben rakip kalecinin nereden gol yiyeceğini daha iyi bilirim" diye mahalle arkadaşlarını kafalayıp sonradan forvet oynamışlığım vardır. Fakat sonumuz Trabzonsporlu Hamdi'ye benzedi ve bu mevkide jubilemizi yaptık)...
Neyse yine arka mahalleyle -mahalle dediysek sokak aslında- önemli bir maç. Ben kalede o kadar iyiyim ki biz yedi tane gol atmışız ama benim kalede tek bir gol yok... Rakip için gol atmak artık bir hırs olmuş... Adamlar farka rağmen bir gol atmak için kıvranıyor... Yine böyle şutlardan birini uçarak çıkartıyorum... Ve top bir arabanın altına gidiyor... İşte Ramos'un bu pozisyonundakine benzer bir hareketle topu alıp iki elimle kalenin önüne gidiyorum... Rakip mahallenin oyuncuları "Hop hop el var, penaltı" diye bağırırken ben "Oğlum kaleciyim lan ben..." deyip degaj yapıyorum... Onlarda kalenin hemen yanındaki arabanın altına giden topu kalecinin alması kurnazlığıyla bir kez daha bana hayran oluyor...
Neyse efendim, sonra her pozisyonda bir o tarafa bir bu tarafa uçan oğlunun kıyafetlerini mahvetmesine dayanamayan annem tarafından yemek yeme bahanesiyle zorla eve çağrılıyorum... Tabi ondan sonra da sokağa çıkmama izin vermiyor... Ben de yemeği yer yemez balkondan bizimkilere bağırıyorum: "İbo ne oldu la gol yedik mi?" diye... Ben yemek yerken iki gol yemişiz... Ama bizim mahallenin tüpçüsü gürültüye dayanamıyor ve çocukları kovunca o maç da öyle bitiyor...
İki gün sora arka sokakta bu sefer deplasmanda maçın rövanşındayız... Kalede yine benim... Biz 3-0 öndeyken gol yiyorum... Çocuklarda bir sevinç... Adamlar yıkıyor ortalığı bana gol attılar diye...
Ramos'un bir fotosundan ne günlere gittik ya... Ama hoş olmuş gerçekten... Helal olsun monteyi yapan arkadaşa... O da bizim yollardan geçmiş...









